Hayat koşturmacası içinde her gün hiç aksatmadan yaptığımız, kurallarına harfiyen uyduğumuz o kadar çok şey var ki... Aslında farkında olmadan dünyalık hayatımızı düzene sokmak için gösterdiğimiz bu olağanüstü özen, bize ahiret yolculuğumuzun da şifrelerini veriyor. Gelin, her gün yaşadığımız hayatla, Allah’ın üzerimizdeki haklarını akıl terazisinde birlikte kıyas edelim.
Bizler bedenimizin temizliği için düzenli olarak banyoya girer, kişisel bakımımızı yaparız. Yaşadığımız evin, temiz kalması için tuvaletinden, mutfağına kadar; her hafta sonu detaylı ince temizliğe girişiriz. Hele ki kapıda bir bayram varsa, evde hummalı bir hazırlık başlar. Peki, her gün binbir çeşit dünya telaşıyla, yaşanan kırgınlıkla veya işlenen hata ile kirlenen ruhumuz ne olacak? İşte her gün aldığımız abdest ve kıldığımız namaz, tam olarak bu manevi kirlerden arınma temizliğidir. Evimizi ve bedenimizi temiz tuttuğumuz gibi, günde beş vakit namaz ve abdest ile kalbimizi ve ruhumuzu yıkar, rabbimizin davetine hazırlanırız.
Dünyevi düzenimizi ayakta tutan bir diğer unsur ise sorumluluklarımızdır. Her ay kapımıza faturalar gelir; internet, su, elektrik... Oturduğumuz sitenin aidatını zamanında öderiz. Daha maaşımız hesabımıza düşmeden önce kaynaktan zorunlu olarak devletin koyduğu vergiler kesilir. Bunların hiçbirini "Canım istemiyor, bu ay ödemeyeyim" diyemeyiz, biliriz ki ödemezsek ya verilen hizmet kesilir veya gecikme bedeli cezasına dönüşür. İşte tam bu mantıkla, bize mülkü verenin koyduğu kulluk vefası veya şükür borcu vardır: Zekat ve sadaka. Nasıl ki faturalarımızı ödemediğimizde dünyalık düzenimiz bozuluyorsa, malımızın zekatını ve sadakasını vermediğimizde de rızkımızın bereketi kesilir. Zekat, bize verilen her türlü nimetin ve malın hesabımıza düşen ödemekle eda edilen bir borçtur.
Bu dünya hayatı, aynı zamanda bitmek bilmeyen hareketliliklerle doludur. Yaz gelir tatil planları yaparız, memlekete akraba ziyaretine gideriz. Acı bir gün olur taziyeye, mutlu bir gün olur düğüne koştururuz. Bazen iş bir için, bazen ticaret için, bazen tatil için, bazen de eğitim için şehir dışına, hatta ülke dışına dünya kadar yolculuk yaparız. Zaman ayırırız, para harcarız, yorulmayı göze alırız. Peki, bizi bu dünyaya imtihan için getiren ve bir gün tekrar huzuruna çağıracak olan Allah yolunda, ömrümüzde bir kez olsun bir seyahatimiz veya hicretimiz olmayacak mı? İşte Hac ve Umre; insanın hayatında bir kez olsun dünya telaşını arkasında bırakıp, sadece O'nun rızası için çıktığı, bir ömürlük en mukaddes hicrettir.
Tüm bu koşturmacanın ortasında, insani ilişkilerimizi ayakta tutan birçok kurallar silsilesi mevcuttur. Bir çarşıya çıktığımızda, iş yerimize gittiğimizde uymak zorunda olduğumuz yazılı ve yazısız bir iş ahlakı vardır. Bir düğünde nasıl davranacağımızı, bir taziyede nasıl duracağımızı, bir aile meclisinde büyüklere karşı nasıl hürmet edeceğimizi biliriz. Ticaret yaparken, alışveriş yaparken, okulda ders dinlerken hep bu kurallara göre hareket ederiz. Çünkü biliriz ki, kuralsız bir toplumda düzen ve huzur olmaz. Oysa unuttuğumuz büyük bir gerçek var: Biz bu dünyada başıboş değiliz. Biz bu dünyada Allah’ın birer misafiriyiz ve şu an en büyük imtihandayız. Madem O'nun mülkünde, O'nun misafiriyiz; o halde ahlakımız da, tavrımız da, insanlara yaklaşımımız da tam O'nun istediği gibi, yani güzel ahlak üzere olmak zorundadır.
Toplumsal yaşamda üstlendiğimiz roller ve kimlikler de belirli kurallarla şekillenir. Dışarı çıktığınızda bir kolluk kuvvetinin üzerindeki üniformasından kim olduğunu anlarsınız. Bir askerin kendine has bir elbisesi, bir inşaat işçisinin güvenliği için giytiği yeleği, madencinin kafasında koruyucu kaskı vardır. Hiçbir işçi "Ben kask takmak istemiyorum", hiçbir polis "Ben bugün sivil takılacağım" demez; çünkü o kıyafet onun kimliğidir, emniyetidir, görevinin bir parçasıdır. İşte tıpkı bunun gibi, mümin bir insanın da Kur’an-ı Kerim’in çizdiği sınırlara göre uyması gereken bir giyim ahlakı, bir tesettürü ve en önemlisi bir hayası olmalıdır. Bu kıyafet ve duruş, bizim Müslümanlık kimliğimizin ve manevi kulluğumuzun birer üniformasıdır.
Netice olarak görüyoruz ki; dünya için, dünyalık konforumuz ve geçici menfaatlerimiz için her türlü tedbiri alıyor, hiçbir kuralı ve hassasiyeti atlamıyoruz. Gösterdiğimiz bu olağanüstü emniyet ve titizlik belki çoğu insan tarafından takdire şayan. Ama dönüp kendimize dürüstçe sormamız lazım: Bizi yaratan Allah’a karşı, O'nun emrettiği farzları eda etmiyor ve ebedi cenneti kazanmaya dair herhang ibir tedbirimiz veya hazırlığımız yoksa, biz gerçekten telafisi olmayan büyük bir kayıp ve ziyan içerisinde olmaz mıyız? Bu örnekler akıl sahipleri için birer aynadır. Akıl, kıyas ile hakikate kapı aralar; kıyas ise insanı gafletten uyandırıp doğru yola koyulmak için mazeretleri ve bahaneleri hükümsüz bırakan güçlü bir burhandır. Rabbim bizlere dünyaya verdiğimiz özeni ahiretine de taşıyabilen uyanık kalpler ve basiretler nasip eylesin.
KAYNAKÇA
Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl. el-Câmiu’s-sahîh. thk. Muhammed Zuhayr b. Nâsır en-Nâsır. 8 Cilt. Beyrut: Dâru Tavki’n-Necât, 1422/2001. (Özellikle "Kitâbü’l-Îmân", "Kitâbü’s-Salât" ve "Kitâbü’z-Zekât" bölümlerindeki amellerin niyet ve sorumlulukla ilişkisi bağlamında).
Diyanet İşleri Başkanlığı Akademik Heyeti. İslam İlmihali: İman ve İbadetler. 1. Cilt. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2020. (Namaz, abdest, zekat ve hac ibadetlerinin hukuki ve fıkhi çerçevesi, kulluk borcu mahiyeti bağlamında).
el-Gazâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed. İhyâu ulûmi’d-dîn. terc. Ahmet Serdaroğlu. 4 Cilt. İstanbul: Bedir Yayınları, 2017. (Özellikle 1. Cilt: "Kitâbü Esrâri’t-Tahâre" [Temizlik Sırları] ve "Kitâbü Esrâri’s-Salât" [Namazın Sırları] bölümlerindeki zahiri temizlikten batıni/ruhi arınmaya geçiş felsefesi bağlamında).
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî. Mesnevî-i Ma'nevî. terc. ve şerh: Adnan Karaismailoğlu. 2 Cilt. Ankara: Akçağ Yayınları, 2015. (Dünya hayatının geçici bir misafirhane olduğu, eşya ve olaylar arasındaki analojik bağlar ve ruhun arınması hikmetleri bağlamında).
Nursî, Said. Sözler (Risale-i Nur Külliyatı). İstanbul: Sözler Neşriyat, 2023. (Özellikle "Dokuzuncu Söz"deki namaz vakitlerinin günlük ve ömürlük inkılaplarla kıyası, "Yirmibirinci Söz"deki kalbin ibadete olan ihtiyacı ve akıl yoluyla hakikate kapı aralama metotları bağlamında).
Ömer SERTAKAN
******************************************************