Aktüel Pencere
16.09.2026

Sünnette Yeme ve İçmede Ölçü: İsrafın Sınırları

Yemek ve içmek, hayatımızı sürdürebilmemiz için en temel ihtiyaçlarımızdan biri. Ancak yeme ve içme alışkanlıklarımız yalnızca sağlığımız açısından değil, sahip olduğumuz nimetlere yaklaşımımız açısından da önem taşıyor. İslam'da insanın nimetlerden faydalanması yasaklanmamış, ancak bunu yaparken ölçülü olması ve israftan kaçınması öğütlenmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de bu konuda oldukça açık bir ifade yer alır:
“Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
(A'râf, 7/31)
Bu ayet, yeme ve içmenin yasaklanmadığını; ancak tüketimde bir ölçünün bulunması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla İslam'ın yaklaşımı ne tamamen kısıtlayıcı ne de sınırsız tüketime dayalıdır. Asıl olan, nimetlerden yararlanırken aşırılığa kaçmamaktır.


Yeme ve içmede ölçülü olmak
Hz. Peygamber'in yeme konusunda verdiği önemli tavsiyelerden biri, midenin gereğinden fazla doldurulmamasıdır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur:
“Âdemoğlu, midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Eğer mutlaka daha fazla yiyecekse, midesinin üçte birini yemeğine, üçte birini içeceğine, üçte birini de nefesine ayırsın.”
(Tirmizî, Zühd, 47; İbn Mâce, Et‘ime, 50)
Hadiste geçen “üçte bir” ifadesini herkes için uygulanması gereken kesin bir porsiyon hesabı olarak değerlendirmek doğru olmaz. Buradaki temel mesaj, kişinin midesini aşırı şekilde doldurmaması ve yeme konusunda ölçülü davranmasıdır.
Elbette herkesin enerji ve besin ögesi ihtiyacı aynı değildir. Yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite, gebelik, emzirme ve sağlık durumu gibi birçok faktör kişinin beslenme ihtiyacını değiştirebilir. Bu nedenle sünnetteki ölçülülük anlayışını herkes için aynı miktarda yemek yemek şeklinde düşünmemek gerekir.


Yemeği yavaş yemek ve iyi çiğnemek
Yeme hızımız da beslenme alışkanlıklarımızın önemli bir parçası. Yemeği acele etmeden yemek, lokmaları iyi çiğnemek ve yemek sırasında bedenimizin verdiği tokluk sinyallerine dikkat etmek, günümüzde sağlıklı beslenme açısından da önerilen davranışlar arasında yer alıyor.
Hz. Peygamber'in yeme alışkanlıklarında da acelecilikten uzak, sakin bir yeme adabının bulunduğunu görmek mümkün. Bununla birlikte, “yemeği şu kadar kez çiğnemek” şeklinde belirlenmiş bir sünnet bulunmamaktadır. Bu nedenle belirli bir çiğneme sayısını dini bir kural gibi sunmak doğru değildir.
Ancak yemeği acele etmeden yemek ve lokmayı rahatça çiğnemek, hem yemek yeme sürecinin farkında olmaya hem de kişinin ne kadar yediğini daha iyi takip etmesine yardımcı olabilir.hem de tokluk sinyallerinin algılanmasında daha etkilidir
Bu açıdan bakıldığında sünnetteki ölçülülük anlayışı ile sağlıklı beslenme alışkanlıkları arasında güzel bir ortak nokta bulunuyor: Yemeği sadece hızlıca tüketmek yerine, ne yediğinin ve ne kadar yediğinin farkında olmak.[bknz. günümüz modernitesinde mindful]


Su içerken nelere dikkat edilebilir?
Hz. Peygamber'in su içme şekliyle ilgili de çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan birinde suyu tek seferde içmek yerine üç nefeste içmenin daha uygun olduğu aktarılır.
Enes b. Mâlik'in rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber'in su içerken kabın içine nefes vermediği ve üç defa nefes aldığı aktarılır. Hz. Peygamber ayrıca:
“Deveyi içer gibi bir solukta içmeyin; iki veya üç nefeste için.”
(Tirmizî, Eşribe, 13)
buyurmuştur.
Buradaki uygulamayı günlük hayatta “suyu mutlaka tam üç yudumda içmek zorundasın” şeklinde anlamamak gerekir. Hadiste vurgulanan nokta, suyu bir defada ve nefes almadan hızlıca tüketmek yerine, aralıklarla ve sakin şekilde içmektir.
Bu nedenle su içerken kabın içine nefes vermemek ve birkaç nefeste içmek, sünnette yer alan güzel bir içme adabı olarak değerlendirilebilir.


Suyu oturarak içmek sünnet midir?
Su içme konusunda toplumda yaygın olarak “suyu mutlaka oturarak içmek sünnettir” şeklinde bir ifade kullanılıyor. Ancak konu biraz daha farklı.
Hz. Peygamber'in oturarak su içtiğine dair rivayetler bulunduğu gibi, ayakta su içtiğine dair sahih rivayetler de bulunmaktadır. Örneğin Hz. Ali'nin ayakta su içtiği ve ardından bunun Hz. Peygamber'in de yaptığı bir uygulama olduğunu söylediği aktarılmıştır. (Buhârî, Eşribe, 16; Müslim, Eşribe, 116)
Bu nedenle “ayakta su içmek kesinlikle sünnete aykırıdır” demek doğru olmaz.
Bununla birlikte, suyu oturarak ve sakin bir şekilde içmek güzel bir alışkanlık olarak tercih edilebilir. Burada önemli olan, oturmayı zorunlu bir dini kural haline getirmemektir.


İsraf sadece yemeği çöpe atmak değildir
İsraf denildiğinde çoğumuzun aklına tabağımızda bıraktığımız yemek geliyor. Elbette yenilebilir durumdaki yiyeceklerin çöpe atılması önemli bir israf örneğidir. Ancak israf bununla sınırlı değildir.
İhtiyaç olmadığı halde gereğinden fazla yiyecek satın almak, yenilemeyecek kadar fazla yemek hazırlamak, tabağa tüketebileceğimizden çok daha fazla yemek almak veya sırf alışkanlık nedeniyle ihtiyacımızdan fazla tüketmek de israf anlayışı içerisinde değerlendirilebilir.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Her fazla yemek yemek doğrudan israf anlamına gelmez; israf da yalnızca fazla yemek yemek değildir.
Örneğin kişinin enerji ihtiyacından fazla tüketmesi sağlık açısından sorun oluşturabilir. Ancak israf kavramı bundan daha geniştir ve nimetin gereksiz yere harcanmasını da kapsar.


Sofrada israfı nasıl azaltabiliriz?
İsrafı azaltmak için günlük hayatta uygulayabileceğimiz oldukça basit yöntemler var.
Sofraya gereğinden fazla yemek koymamak, tabağa ilk seferde tüketebileceğimiz kadar yemek almak ve ihtiyaç halinde tekrar almak bunlardan bazılarıdır.
Evde bulunan yiyecekleri planlı tüketmek, uygun koşullarda saklamak ve artan yemekleri değerlendirmek de yiyecek israfının azaltılmasına yardımcı olur.
Bazen “nasıl olsa tekrar alırım” düşüncesiyle yiyecekleri gereğinden fazla satın alabiliyoruz. Oysa soframıza gelen her yiyecek emek, zaman, su ve çeşitli kaynaklar kullanılarak hazırlanıyor. Bu nedenle israfı önlemek yalnızca ekonomik bir konu değil, aynı zamanda sahip olduğumuz nimetlerin değerini bilmekle de ilgili.


Fazla Kilo ve Obezite Neden Önemli?
Yeme ve içmede ölçü konusunu konuşurken fazla kilo ve obeziteyi de göz ardı etmemek gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), fazla kilo ve obeziteyi sağlığa risk oluşturan anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlıyor. Yetişkinlerde vücut kitle indeksinin (VKİ) 25 kg/m²'nin üzerinde olması fazla kilo, 30 kg/m²'nin üzerinde olması ise obezite olarak kabul ediliyor.
Obezite artık yalnızca bireysel bir beslenme problemi olarak değil, dünya genelinde giderek büyüyen önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. WHO verilerine göre 2019 yılında, idealin üzerinde VKİ ile ilişkili olarak yaklaşık 5 milyon bulaşıcı olmayan hastalık kaynaklı ölüm meydana geldiği tahmin ediliyor.
Üstelik bu durum yalnızca yetişkinleri ilgilendirmiyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde de fazla kilo ve obezite oranları dünya genelinde artmaya devam ediyor. 1990-2022 yılları arasında 5-19 yaş arasındaki çocuk ve ergenlerde obezite oranı küresel olarak yaklaşık dört kat artarak %2'den %8'e yükseldi. Aynı dönemde 18 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde obezite oranı ise %7'den %16'ya çıkarak iki katından fazla arttı.
Obezite, yetersiz beslenmenin çifte yükünün de önemli bir parçasını oluşturuyor. Geçmişte daha çok yüksek gelirli ülkelerle ilişkilendirilen bir sorun olarak görülürken, günümüzde orta gelirli ülkelerde de önemli bir sağlık sorunu haline gelmiş durumda.
Bu veriler, beslenmede ölçünün neden önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Buradaki amaç yalnızca daha az yemek veya kişinin kendisini sürekli olarak kısıtlaması değil. Asıl amaç; vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar yemek, aşırı tüketimden kaçınmak ve besinleri bilinçli şekilde tüketmek.


Ölçülü beslenmek sağlığımız açısından da önemli
Günümüzde beslenme bilimi açısından baktığımızda da aşırı ve kontrolsüz yeme davranışının çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkili olduğunu biliyoruz. Gereğinden fazla enerji almak, uzun vadede vücut ağırlığı artışı ve buna bağlı metabolik sorunlar açısından risk oluşturabilir.
Ancak sünnetteki ölçülülük anlayışını doğrudan modern bir diyet programına dönüştürmemek gerekir. Örneğin “midenin üçte biri” hadisini herkes için aynı porsiyon miktarını belirleyen bilimsel bir beslenme kuralı olarak değerlendirmek doğru değildir.
Bunun yerine hadisin temel mesajından yararlanabiliriz: Yemek ihtiyacımızı karşılamalı, ancak bizi aşırılığa götürmemeli.
Sağlıklı beslenmek yalnızca daha az yemek anlamına gelmez. Yeterli ve dengeli beslenmek, kişinin kendi ihtiyaçlarını tanıması, besin çeşitliliğine dikkat etmesi ve yeme davranışında aşırılıklardan uzak durması da sağlıklı yaşamın önemli parçalarıdır.


Sonuç
Sünnette yeme ve içmede ölçü, aslında günlük hayatın birçok alanında ihtiyaç duyduğumuz bir denge anlayışını ortaya koyuyor. Nimetlerden faydalanmak var; fakat nimeti tüketirken aşırıya kaçmamak da var.


Kur'an-ı Kerim'deki “Yiyin, için, fakat israf etmeyin” mesajı bu açıdan oldukça açık.


Yemeği acele etmeden yemek, lokmayı rahatça çiğnemek, suyu aralıklarla içmek, sofrada ihtiyacımız kadar almak ve yiyecekleri çöpe atmamak gibi davranışlar da bu ölçülülük anlayışını günlük hayatımıza yansıtmanın yollarından biri olabilir.
Burada amaç yeme ve içmeyi bir kurallar listesine dönüştürmek değil. Asıl amaç, nimetin değerini bilmek ve ihtiyaç ile aşırılık arasındaki dengeyi korumak.
Belki de günlük hayatımızda kendimize sorabileceğimiz en basit soru şu:
“Buna gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa sadece daha fazlasını mı istiyorum?”
Ölçülü olmak, nimetten vazgeçmek değil; nimetin değerini bilerek tüketmektir.

 

Diyetisyen Nazlıcan KARATEKE

 

*********************************