Aktüel Pencere
27.12.2025

Evlerimizin Yeni Misafiri: Advent Calender

Son yıllarda Aralık ayının bitimine doğru sosyal medya akışımızda sıkça rastladığımız, sürpriz hediyelerle dolu renkli kutular: Advent Calendar. Tek gayesi sevdiklerimizi sevindirecek hediyeleri bir araya toplamak olan o harika kutular...

 

Aslında böyle okuyunca kulağa ne kadar masumane geliyor bu fikir. Ama durum bu kutular ve ambalajları kadar parlak değil.

 

Önce lügate bakarak başlayalım meseleyi öğrenmeye. Nedir bu "advent" nedir bu "calendar"? "Calendar vakti bildirmeye yarayan "takvim" manasına gelmektedir. Asıl bilmediğimiz ve bildiğimizi sandığımız gizemli kelime ise "advent".

 

Latince bir kelime ve Türkçedeki karşılığı "geliş/varış"

 

Yani ortada şatafatlı bir sürpriz var ve adı "Geliş Takvimi" ama kimse kimin nereye geldiğini, bizim ne için takvim saydığımızı sorgulamıyor; ne de olsa sürpriz...

 

Bizler de merakımıza yenik düştük ve bu sürpriz kutuyu bir irdeleyelim dedik. Hazır mısınız sürprizi açmaya?

 

Latince kökenli “advent” kelimesi, Hristiyan teolojisinde Hz. İsa’nın varsayılan doğumu olan Noel’den (25 Aralık) önceki dört haftalık hazırlık sürecini ifade eder. 

 

Bu takvim, Hristiyanların İsa'nın doğumuna ruhsal ve bedensel olarak hazırlanma, gün sayma ve bu "kutsal doğumu" bekleme ritüelidir.Yani o içerisine koca koca markaların elde kalmış ürünlerini tıkıştırdığı pencereler; sıradan günlere değil, Hristiyan litürjisinin(ibadet düzeninin) kutsal günlerine açılır.

 

Günümüzde ise bu dini anlam büyük ölçüde görünmez hâle getirilmiş ve Advent Calendar'lar tüketim ve hediyeleşme merkezli bir pratiğe dönüştürülmüştür.

 

Küresel şirketler ve pazarlama stratejileri, bu uygulamayı estetik ambalajlar içinde yeniden sunarak sorgulamayı geri plana itmektedir.

 


Sosyolog Jean Baudrillard'ın "Tüketim Toplumu" adlı eserinde belirttiği gibi; günümüzde nesneler kullanım değerlerinden ziyade birer "gösterge" olarak tüketilmektedir.

Bu akımın belki de en tehlikeli yönü, kendisini açık bir misyonerlik faaliyeti olarak sunmaması; hediyeleşme ve masum etkileşim isteği görüntüsü altında akışa girmesidir.

 

Zannımızca islamî hassasiyeti olan bireylerin sorgulama refleksini test eder gibi görünmekte olan bu Advent Calender akımı: Anahtarı bireyin araştırma merakına, sunulanı doğrudan kabul etmemesine; kilidi ise savunmasızlığa, sorgulamamaya yerleştirilmiş ince bir tuzak düzeneğidir. 

Daha da kaygı verici olan, İslamî duyarlılığı yüksek gençlerimizin bile aynı mekanizma üzerinden bu tuzağa düşebiliyor olmasıdır. Bu kadar geniş bir etki alanına ulaşabilmiş olmasının sorumluluğunu yalnızca dış etkenlere yüklemek ise kolaycılıktır. Bu ağın büyümesinde, ihmalimiz, geç kalmışlığımız ve yeterince güçlü bir karşı dil kuramayışımız da azımsanmayacak ölçüde pay sahibidir.

 

Tüketim kültürünü pekiştirdiği araştırmalarca saptanan sosyal medya fenomenleri, bu pazarlamanın tam göbeğinde saf tutarken yönlendirilmeye açık gençlerimiz de çoğu zaman bu uygulamanın tarihsel ve dini arka planından habersiz bir şekilde bu sürece dahil oluyor.

 

İslâm, sadece inanç esaslarını değil Müslüman'ın yaşam tarzını ve kimliğini de korumayı hedefler. Semboller, ait oldukları inancın şiarıdır.

 

Bu konudaki en net uyarı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'den gelmiştir:

 

"Kim bir kavme benzerse (onların adetlerini, sembollerini, şiarlarını benimserse) o da onlardandır."1

 

Bu misyonerlik sürecini pürüzsüz ve görünmez kılan bir diğer unsur ise ürünün "sürpriz hediye" başlığıyla sunulmasıdır.

 

Zira sürpriz sorgulamayı askıya alır, hediye ise kibarlığı dayatır ve eleştiriyi susturur.

 

Dini semboller, ekonomik değeri olan ürünlere dönüştürülürken anlam geri plana itilir, alışkanlık öne çıkarılır. Hediyeleşme ise özü itibarıyla İslâm'a yabancı bir davranış değildir.

 

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Hediyeleşin ki birbirinize muhabbetiniz artsın."buyurarak hediyenin gönüller arasındaki bağı güçlendirdiğine işaret etmiştir.

 

Ancak burada belirleyici olan, hediyenin kime ve neye hizmet ettiğidir. Gösterişten uzak, ölçülü ve beklentisiz hediyeler gönül almaya ve sevap kazanmaya vesile olurken; hediyeleşmenin büyük yapıları ve tüketim döngülerini besleyen bir araca dönüşmesi bu anlamı zedelemektedir.

 

İşte tam da burada Kur'an'ın uyarısı kulaklarımızda yankılanır:

تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

"Allah'a yemin olsun ki, biz senden önce bir çok ümmetlere peygamberler gönderdik. Ne var ki şeytan, onlara amellerini bezeyip süslü gösterdi. Bugün de o şeytan, kâfirlerin dostudur. Onlar için acı bir azab vardır."

Nahl Suresi 63

 

Bu süsleme hâli günümüzde çoğu zaman şirketler, lobiler ve tüketim kültürü aracılığıyla gerçekleşmektedir.  

 

Hz. Adem (a.s.m)'den bu yana asırlar geçip insanoğlu büyük-küçük günahlarla, yaşayarak tecrübe kazansa da şeytanın saptırma yöntemleri de aynı hızla evrildi.

 

Öyle ki o, cehenneme odun niteliğindeki günahları birer çiçek buketi zarafetiyle sunarak insanlığın zihnini bulandırdı. Elden ele yayılan bu zehirli sarmaşık, parıltılı ambalajlara dolandıkça artık hakikat ile batıl birbirinden ayırt edilemez hale geldi.

 

Bugün ise elimizde içindeki bombadan habersiz olduğumuz sürpriz bir kutu var; evimize kapıdan giremeyen şeytan hediye ambalajına bürünmüş, pasparlak hâlde şimdi yanı başımızda!

Bu yöntem, literatürdesoft poweryaniyumuşak güçolarak tanımlanır. Sert müdahalelerle ya da doğrudan baskıyla elde edilemeyen sonuçlar; algı yönetimi, kültürel yönlendirme ve ince manipülasyonlar aracılığıyla sağlanır. Üstelik bu süreçte karşı tarafa bir yenilgi hissi yaşatılmaz; aksine, sonuç onun rızası alınarak ve çoğu zaman bunun farkına dahi varmadan elde edilir.

Yani ortada açık bir dayatma yok hatta bilakis rıza iledir. Birey, yönlendirildiği yere kendi isteğiyle yürüdüğünü zanneder. Bu yönüyle yumuşak güç(soft power), zorlayıcı yöntemlerden daha kalıcı ve daha derin izler bırakmış olur.

 

Bu noktada Resûlullah'ın uyarısı daha da anlam kazanır:

"Sizden öncekilerin yoluna karış karış, arşın arşın uyacaksınız. Hatta onlar bir kertenkele deliğine girse, siz de peşlerinden gireceksiniz."3

 

 Bu hadis, bilinçsiz taklidin ve sorgulanmadan benimsenen alışkanlıkların tehlikesine işaret ettiği gibi aslında tam olarak bugün yaşanan durumu özetler.

İşin özü; ortada bir galip var krallığında sessizce sevinen, bir de mağlup var muharebede olduğunun dahi farkında olmayan!

Burada elbette bir eleştiri var; zira mevcut pratiklerin bir kısmı inandığımız değerlerle açıkça çelişiyor.
Lakin bu eleştirinin her zaman bir “alternatif” üretme zorunluluğu taşıdığı düşüncesi de başlı başına sorunludur. 

Zira Müslümanlıkta kimi zaman asıl tavır, yerine başka bir şey koymaktan ziyade, açık ve net bir duruş sergilemek, karşı olmaktır. Her reddin ikamesi olmak zorunda değildir.

Bununla birlikte, arayış içinde olan ve yönelmek isteyenler için sahici, tutarlı ve kendi değer dünyamızla uyumlu alternatifler sunmaktan da geri durmamalıyız.

 

Müslümanlar için zamanı anlamlandırmak, tüketim odaklı takvimler yerine ibadet ve bilinç merkezli süreçler etrafında şekillenmelidir.

 

Bu süreç zaman zaman hediyeleşme ya da herhangi bir üretim/tüketim faaliyeti ile desteklenebilir fakat hiçbir zaman ana hedef bu olmamalıdır.

  • Örneğin; yabancı bir inancın kutsalına hazırlık yapan takvimlere özenmek yerine; Ramazan-ı Şerif'e, kandil gecelerine veya Hicri yılbaşlarına özel, kendi değerlerimizi taşıyan "Bilinç Takvimleri" hazırlayabiliriz.
  • Her penceresi bir markanın ürününe değil, bir ayetin hikmetine veya bir sünnetin güzelliğine açılan bu tür alternatifler, çocuklarımıza tüketmeyi değil, fark etmeyi; taklit etmeyi değil, ait olmayı öğretecektir.  

Kısacası asıl mesele; neyi yaptığımızdan çok, neden yaptığımızı bilmektir. Rabbim bizleri basîret ve feraset sahibi, süslü ambalajlara aldanmayan, neyi neden yaptığını bilen kullarından eylesin.
Âmin.  
 

1Ebu Davud Libas 4

2 Muvattâ, Hüsnü’l-Hulk, 16; Buhârî, el-Edebü’l-Müfret, no: 594; Münâvî, III, 271

Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6

Yazar

Firdevs Demir

 

Editör:

Mekiye Aksa Yeşil 

Koordinatör:

Şuheda Ekin 

Görsellik:

Rümeysa Dinç