İnsanoğlunun anlam arayışı, tarih boyunca her dönemde farklı fikri ve kelami tartışmaları beraberinde getirmiştir. Ancak günümüzde bu tartışmaların aldığı hal, ne yazık ki bir hakikat arayışından ziyade; sosyal mecralarda, ekranlarda veya dar kalıplar içerisinde bir "ahkam kesme" ve "taraftarlık" yarışına dönüşmüş durumdadır. Kendini fikir beyan etmeye zorunlu hisseden bazı şahısların ve onların peşinden giden kitlelerin, asırlardır çözülememiş tartışmaları hırsla harladığını, fakat günün sonunda hiçbir yapıcı menzile varamadığını esefle müşahede ediyoruz.
Oysa İslam düşünce tarihi, bu tür kısır döngülerin önünü asırlar öncesinden kesen muazzam bir usul ve edep mirasına sahiptir. Bugün bir bardak suda fırtına koparılan, zorlama yorumlarla ihtilafları körükleyen ve toplumu kutuplaştıran pek çok kelami mevzu kitleler önünde tartışılıyor. Oysa bundan yaklaşık 1300 yıl önce fıkıh ve hakikat otoritesi olan İmam Malik Hazretleri istiva konusunda nasılda kısa ve net bir cevap vermiştir.
Bir gün İmam Malik’in meclisinde bir şahıs ayağa kalkarak, "Allah arşa nasıl istiva etti?" sorusunu yöneltir. Bu soru karşısında mecliste derin bir sessizlik oluşur. İmam Malik, asırlar boyunca kulaklarda küpe, kalplerde rehber olacak o meşhur cevabını verir:
"İstiva malumdur. Keyfiyeti meçhuldür. Ona iman etmek vaciptir. Onun hakkında 'nasıl' diye soru sormak ise bidattir."
İmam Malik’in bu muazzam tespiti, insan aklının sınırlarını ve kul olmanın edebini tayin eden altın bir ölçüdür. Ne yazık ki bu nevi yüzeysel ve zorlama sorular, yani "nasıl" arayışındaki bidat yaklaşımlar günümüzde de aynen tekrar etmekte ve içinden çıkılmaz kısır bir döngüye sebebiyet vermektedir. İlahiyatın insan idrakini aşan yönlerini böyle zorlama yorumlarla deşmek, felsefi bir taassup uğruna meseleleri çetrefilleştirmek sadece etraftaki sığlığı derinleştirir.
En acısı da bu tür yapay, kısır ve geçici gündemler; ümmetin, mazlum coğrafyalarını ve insanlığın gerçek, acil ve kanayan yaralarını ikinci plana düşürmekten başka hiçbir işe yaramaz.
Bizler ne için yaratıldığımızı unuttuğumuz an, laf kalabalıklarının ve asırlar öncesinden sınırları çizilmiş bidat tartışmalarının esiri oluruz. Allahu Teala bizleri bu dünyaya; Kendisine layıkıyla iman edip teslim olmaya, kulluk vazifelerini samimiyetle yerine getirmeye, güzel ahlakı kuşanmaya ve Allah yolunda infak ederek hayırda yarışmaya davet etmektedir. Yaratılış gayemiz bu kadar açık ve netken, Peygamberimizin (sav) ve sahabenin üzerinde durmadığı konuşmadığı, Müslümanların ameline hiçbir fayda sağlamayacak spekülatif soruların peşinden koşmanın kime ne faydası vardır?
Bugün en büyük eksikliğimiz, ilmi mevzularda satıhta kalmış (sığ) bilgilerle şöhret devşirme veya körü körüne bir taassup uğruna hareket etme hastalığıdır. Bu hastalıktan kurtulmanın yegane yolu ise ilmi derinlik ve bunun getirdiği ilmi tevazuya dönmektir. Kelami, fıkhi veya tasavvufi alanlarda kendi branşında uzman olan, derinlik sahibi alimlerimizin; toplumu ayrışmaya ve yeni bidat döngülerine değil, birleştirmeye sevk edecek makul, kuşatıcı ve yapıcı ifadelerle insanları bilinçlendirmesi gerekmektedir. İhtilafı ve kısır döngüleri körükleyen değil, asıl olana rehberlik eden bir ilim diline her zamankinden daha fazla muhtacız.
"Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder.” O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır." / En'âm Sûresi(6) 103. Ayet
"O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." / Şûrâ Sûresi(42) 11. Ayet
"Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler." / Zümer Suresi 67. Ayet
“Allah’ın yaratıklarını düşünün, sakın Allah’ın zatını düşünmeyin, helak olursunuz.” / Kenzu’l-Ummal, h. No: 5705
Rabbim bizleri asrın fitnelerinden, faydasız tartışmaların zararlarından, kör taassuptan, şöhret hırsından ve nefsin her türlü tuzağından muhafaza eylesin. Bizleri imanda mutmain, amelde ihlas ve ahlakta istikamet üzere yaşayan muhlis kullarından eylesin.
Ömer Sertakan
***************************************************