Edebiyat Penceresi
22.09.2026

BİRİKENLER


Selamünaleykümler birikmiş dilimin ucunda. Geri durmamalıyım bu sünnetten. İnsanlara bir "Selamünaleykümü" çok görmemeliyim. Ne düşünüyorsun Süheyla? Eda'nın sesiyle içsel muhasebemden sıyrıldım. Asansörün önünde bekliyordum ve yanımdan gelip geçen insanlara selam vermeyerek kendimi ağırdan alıyordum güya. Ne düşündüğümü soran arkadaşım Eda'yı daha fazla bekletmeye niyetim yoktu. 
-Hiç öyle işte. Bir muhasebe diyelim...
Gülümsedi Eda. 
-Nefis muhasebesi mi? 
-Denebilir. Evet.
-Nasılsın  nasıl gidiyor? 
Bu soru her sorulduğunda önüme iki şık çıkar sanki. Ya gerçekten nasıl olduğumu söyleyeceğim ya da Elhamdülillah deyip sıyrılıvereceğim işin içinden. Bu sefer öyle yapmadım. Gerçekten nasıl olduğumu mu merak ediyorsun deyiverdim. Şaşırdı Eda. Anlaşılan duymaya alışık olduğu bir şey değildi. Gerçi ben de söylemeye alışık değildim ya neyse. Evet dedi birkaç saniyelik duraksamanın ardından. 
-Gerçekten nasılsın? 
Durdum. Samimiyetine inandığım bir insandı Eda. Yakın hissediyordum ona karşı. O yüzden de samimane cevap vermeyi tercih ettim.  
-Şu gelip geçen insanlar var ya yanımdan tesadüfen geçmiyor. Rabbim öylesine karşılaştırmıyor ama ben bir selamı çok görüyorum onlara. Ne olur sanki Allah'ın selamını versem?  En fazla ne olabilir? Durdu Eda. En fazla mı dedi hafif seslice. 
-Niçin bir sünneti ihya etmiş olmanın mutluluğunu ve iç huzurunu tahayyül etmeyip de mevzuuyu kişisel algılayalım? Durdum. Söylediği kulağımdan gönlüme düştü. Filizlendi sonrasında. O sırada asansör de bodrum kata gelmişti. Birlikte bindik. Asansörde yurdun müdiresi Şule hanım vardı. İçten bir tebessümle Selamünaleyküm deyişim  dilimizin ucuna kadar gelip de söylemekten geri durmadığımız bir nasihatın sonucuydu. Vesselam.

 

 

Yazar: Nida Alkan