Dünya Penceresi
08.02.2026

Keşmir: Dünyanın En Büyük Açık Hava Hapishanesi

 

Öyle coğrafyalar vardır ki, bir isim olmaktan daha fazlasını ifade eder. Bir kaderi simgeler. Kudüs , Doğu Türkistan, Arakan gibi bölgeler insan hakları ihlallerinin, siyasi çekişmelerin, toplumsal adaletsizliklerin ağır yükünü taşımaktadır. Bu topraklarda yaşayan insanlar, özellikle de müslümanlar, yıllardır temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bir şekilde yaşamaya zorlanmaktadır. Geçmişten günümüze adeta bir miras sorun olarak kalmış olan Keşmir de bu coğrafyalar arasında ve hala çözüme kavuşmamış bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.

Keşmir bölgesi; dağlık ve sulak alanlarıyla,nehirleriyle ünlüdür. Yani bir nevi içine kapanık bir coğrafyadır. 

Bu sebeple İslam dini, Arap yarımadası' nda ve Ortadoğu' da olduğu gibi hızlı yayılmanın aksine çok sonralarda bölgeye ulaşmıştır. 8.yüzyıl 'da Irak ve Horasan Valisi olan Haccac bin Yusuf, bölgeye 2 tane ordu göndermiş lakin başarılı olunamamıştır. Aynı şekilde Gazneli Mahmut, Büyük iskender gibi büyük komutanlar da bölgeye girmeye çalışmış fakat başarılı olamamışlardır.

O zamanlarda bölgede müslüman halk istemeyen Keşmir halkı, kendi güvenliklerini arttırmak amacıyla türk askerleri tutmuş ve bu olay Keşmir bölgesinin İslam ile yakın temasını gercekleştirmiş, bölge islamiyete bürünmüştür.

Ancak zamanla Keşmir'e hükümdarlık eden imparatorluklar her defasında müslümanların yaşayışını daha da zorlaştırmıştır. Zulüm ve işkencelerin yanında maddi yaptırımlar da uygulanmıştır. Örneğin müslüman bir aile evine pencere yaptırmak istiyorsa ekstra pencere vergisi ödemiş veyahut evlerinin bacaları için de ayrı vergi ödemiş , Müslüman bir çift evlenmek istiyorsa aynı şekilde bir vergi ödemiştir.


 Dogra Hükümeti yönetiminde 1931 yılında Keşmir'de yaşananlar, halkın özgürlük ve hak kavramlarına olan ihtiyaçlarını daha iyi kavramalarına sebep olmuştur. Bu olaylardan ilki özetle şudur :

Keşmir'de bulunan toprak sahibi zengin bir hindu , Müslüman olur. Bu olay bütün şehirde duyulunca vergi dairesi müdürü, adamın tüm mal varlığını adamın akrabalarına dağıtır. Bunun üzerine Müslüman olan adam haklarını aramak için hakim karşısına çıkınca hakim ona " eski dinine dön ,mallarını geri al" der. Müslüman olan adam ise bunu reddeder ve tüm mallarını kaybeder. Bu olay Keşmir halkında büyük yankı uyandırır.
 

Bir diğer olay ise bazı kaynakların bildirdiğine göre, bir müslüman, cezaevinin duvarına tırmanarak öğle ezanını okumaya başlar ve oracıkta vurularak şehit edilir, ardından ezan bitene kadar müslümanlar birer birer çıkıp ezanı devam ettirir, her defasında vurulurlar. Bu şekilde tam 21 Müslüman şehit edilir. Ağır yaralılardan biri ölmeden önce " Biz kendi görevimizi yerine getirdik , artık siz de görevinizi yapmalısınız! " diyerek milletine anlamlı bir mesaj bırakmıştır.



 

Bu süreçte tekrar birçok imparatorluğa ev sahipliği yapmış ve çeşitli olaylar yaşamış Keşmir'de gözleri 1756 'ya çevirelim.

1756 yılında Fransa ve İngiltere'nin başında olduğu iki avrupa bloğu, 7 yıl savaşları adını verdikleri bir savaşa girerler. Bu savaş İngiltere bloğunun kazanmasıyla sonuçlanır. Böylelikle Fransız sömürgesi olan Hindistan , İngilizlerin eline geçer. İngiltere, birinci dünya savaşına kadar bu bölgeyi sömürür. Lakin 1947 yılında Hindistan'dan çekilme kararı alır. Ardından hinduların oluşturduğu "Hindistan" ve Müslümanların oluşturduğu "Pakistan" adında iki devlet kurulur.
Yalnız bir sorun vardır. İngiliz çoktan İngilizliğini yapmıştır ve halkı Müslüman olan Keşmir bölgesine hindu bir hükümdar atamıştır. Hindistan ise bu durumdan faydalanarak ilk Pakistan - Hindistan savaşını başlatmıştır.

Keşmir bu iki ülke icin çok değerlidir. Bu ülkeler, su kaynaklarının neredeyse tamamını Keşmir'den karşılarlar. Günümüze kadar uzayan ve bir türlü çözüm üretilmeyen bu anlaşmazlığın sebebi su kaynakları olarak görünür. En son yaptıkları anlaşmada sınırları paylaşmış , su kaynaklarını bölüştürmüşlerdir. Fakat Hindistan 2025 'de sulara baraj inşa etmiş ve Pakistan'ın  su akışını engellemiştir. Çok geçmeden Hindistan' da birtakım silahlı saldırılar gerçekleşmiş ve 26 kişi hayatını kaybetmiş, bu durumda Hindistan , saldırıyı düzenleyenlerin Pakistan'dan gelenler olduğunu ileri sürüp “İndus Su Anlaşması”nı askıya almıştır.
 

Pakistan, suçlamaları reddetse de anlaşma son bulmuştur. İşin içinde bir de Çin devleti vardır. Tüm bu savaşlardan yararlanıp Keşmir bölgesinden kendine bir toprak kapmıştır. Şu anda denge politikası sürdürmektedir.
Sınırları bu üç ülke arasında sürekli değişen, harita üzerinde kabul görüp de sınır çizgilerine sahip bile olamayan, çoğunluğu Müslüman olan Keşmir halkı, tüm bu olanlar arasında özgürlük ve bağımsızlık istemektedir.


Müslümanlar, bu üç ülkenin sahip olduğu bölgeler arasında geçiş yasak olduğu için 30 km ötedeki ailelerini on yıllardır görememektedir. Çoğu konuda imkansızlık içinde olan halk büyük bir açık hava hapishanesi içerisinde hapsolmuştur.


Başka bir örnek ise de 2026 'da en son yayınlanan haberlerde gördüğümüz üzere, Hindistan'a bağlı olan Cammu Keşmir bölgesinde faaliyet gösteren tıp fakültesinin ilk kayıt listelerinin açıklanmasının ardından kapatılmasıdır.

Peki Neden?

 50 kişilik listede 42 Müslüman öğrenci yer almış ve hindu halkı, Müslüman öğrencilerin bu kurumda yerinin olmadığını ileri sürerek ve kontenjanların sadece hindu öğrencilerin için ayrılmasını talep etmişlerdir.


Tüm bu yaşananlar, Keşmir meselesinin yalnızca bölgesel bir sorun olmadığını, Müslümanların dünya üzerindeki adaletsizliklere karşı sorumluluklarını yeniden düşünmesini gerektiren bir durum olduğunu göstermektedir. Bu noktada Müslümanların görevi, Keşmir’i sadece uzaktan izlenen bir gündem maddesi olarak değil; adalet, insan onuru ve kardeşlik bilinciyle hatırlanması ve sahip çıkılması gereken ortak bir mesele olarak görmektir.

 

Yazar: Rumeysa Dalkılıç

Kordinatör: Meryem Kaya

Editör: Gülcan Demircan