Sonda söyleyeceğimi başta söyleyerek başlayayım tahlile; film beklenmedik anda bitiyor, soru işaretleri ile bir anda yapımda emeği geçenlerin ismini izlerken buluyorsunuz kendinizi. Ancak bittikten sonra zamanla zihinde büyümeye ve kendi mesaisine başlayan cinsten filmlerden...
2,5 saatlik o ağır, yorucu ritim; ucu bucağı gelmeyen monologlar, katmanlar, metaforlar sebebiyle ilk izleyişin kolay olmadığını da itiraf etmeliyim.
Geçen ay izlediğim bu filmi zihnimde demlenmesi için bir kenara bırakmıştım. Ama nihayet o karışıklık zihnimde biraz durulunca ve kafamda genel bir çerçeve oluşunca, üzerine yazmaya karar verdim. Bu filmi detayları ile tahlil etmek tek bir yazının harcı değil. Bu sebeple sadece bende iz bırakan repliklerler ve notlarım üzerinden yüzeysel sohbet eder tarzda filmin ana temasını işleyeceğim.

"Teknik ilerleme dediğimiz şeyin bize getirdiği tek şey konfor oldu. Bir tür hayat standardı ve bir de gücü korumak için gereken şiddet araçları. Vahşiler gibiyiz! Mikroskobu cop gibi kullanıyoruz. Hayır, aslında bu da yanlış. Vahşiler bile maneviyata daha çok önem veriyordur. Önemli bilimsel buluş mu yaptık onu hemen kötülüğe alet ederiz. Konforlu yaşamaya gelince.. Bir zamanlar bilge bir kişi, gerekli olmayan her şey günahtır, demişti. Eğer bu doğruysa uygarlığımız günahlara batmış demektir. Biz korkunç bir uyumsuzluk edindik. Maddi ve manevi gelişmemiz arasında bir dengesizlik söz konusu."
- [Offret (1986)]
Filmi konuşmadan önce filmin ruhunu daha iyi anlamak için arkaplan hikayesinden de çok kısa bahsetmek gerektiğine inanıyorum.
Tarkovsky bu filmi, 53-54 yaşlarında Sovyetler Birliği'nden ayrıldıktan sonra yaşadığı vatan özlemi, sürgün psikolojisi ile İsveç’te çektiği sırada ağır akciğer kanseri hastasıydı. Tarkovsky'nin her an ölebileceğinin gerçekliğini ensesinde hissederek, fiziksel acılar içinde çektiği bu film, sinema tarihinde Tarkovsky'nin vasiyeti olarak anılır. Sanki dünyadan gitmeden evvel son olarak ne anlatmak istiyorsa hepsini tek filme sığdırmaya çalışmış gibi.
Film vizyona girdikten yaklaşık 7 buçuk ay sonra da vefat etmiştir.

"Ölüm diye bir şey yok sadece ölüm korkusu var. Bu da dehşet verici bir korkudur. Bazen insanlara yapmaması gereken şeyleri yaptırır. Ölümden korkmamayı başarsaydık her şey ne kadar farklı olurdu."
- Offret (1986)
Tarkovski’nin ailesine de bir parantez açmak gerekir. Babası, Rusya’nın en büyük şair ve çevirmenlerinden biriydi; nitekim Ayna, Stalker ve Nostalghia gibi başyapıtlarında babasının şiirlerinin izi vardır. Annesi ise iyi bir üniversiteden Edebiyat bölümü mezunu, basımevinde düzeltmenlik yapan bir kadındı. Tarkovski’nin ayrıca sanata, resime olan ilgisi ve bu aile altyapısı, onu hikaye anlatıcı yönetmenlik çizgisinden uzaklaştırıp sinemasında şiirlerin hareket ettiği tablolara, "şair ressamlık" unvanına daha çok yaklaştırdı.

"İnsanlık, ruhsal bir körlük içinde kendi sonuna koşuyor. Sanatın görevi ise, bu koşu sırasında insanın durup arkasına bakmasını sağlamaktır."
— Andrei Tarkovsky
Ayrıca tahlile geçmeden önce son olarak, Tarkovsky filmlerindeki her bir karenin aslında birer Rönesans tablosu gibi titizlikle tasarlandığını görebileceğinizden bahsedelim. Offret (The Sacrifice) filminde de Da Vinci'nin "Üç Kralın Tapınışı" tablosu filmin felsefi merkezindedir. Ancak bu yazımızda konuyu dallandırmamak adına tablolara değinmeyecegim.
"Sanat, insana ölümü hatırlatmak, ona ruhunu arındıracağı bir alan açmak içindir."
— Andrei Tarkovsky
Filmin başkahramanı Alexander, emekli tiyatrocu ve entelektüeldir. Fakat entelektüelliginden de durmak bilmeyen zihninden de nefret eder. Bu nefret, aslında daha çok entelektüelliğin modern dünyanın sorunları karşısındaki işlevsizliğine duyduğu bir tiksinti ve hayal kırıklığıdır. Alexander'ın bilgisi farkında olmasını sağlar ama aksiyon almaz.
Alexander, hayatı boyunca kelimelerle, teorilerle ve sanatla uğraşmış bir adamdır. Ancak filmin başında bu birikimin onu dünyayı kurtarmaya değil dünyadaki yozlaşmayı görmeye ve bu çürümüşlüğü izleyerek acı çekmeye ittiğini fark etmenin sancısını çeker. O da bu farkındalıkların ızdırabı içinde yaşamaktan dolayı mutsuzdur. 
"Felsefe, din tarihi, estetik okudum ve sonunda kendimi zincire vurdum. Kendi özgür irademle..."
- [Offret (1986)]
Alexander, zahiren birçok şeye sahiptir. Ev, aile, itibar, para... Ama hem Alexander'da hem de ev halkının genelinde mevcut olan o ruhsuzluk ve kasvet hâli, sürekli olarak izleyiciye hissettirilir. Konfor ve teknik ilerleme, vaadini yerine getirmemiş; mutluluk vermemiştir.
Modern insanın en büyük yanılgısı, her şeyi akılla çözebileceğini sanmasıdır. Bizler hala modern çağın getirdiği ruhsal açlığı ve yozlaşmanın çözümünü; rasyonallikte veya daha çok bilmekte, ilerlemekte arıyoruz. Belki de Batı’nın o skolastik dönem travmalarından kalma alışkanlığını korkuyla sürdürüyoruz. Oysa saf mantık, insanın içindeki o mutsuzluk krizi karşısında bir çözüm sunmuyor.
Alexander karakteri rasyonelliği ile sürekli kavga içerisinde olan geveze bir aydın. Öyle ki kelimelerden de entelektüel gevezelikten de artık usanmış.
"Kelimelerden öylesine bıktım ki... Kelimeler, kelimeler, kelimeler! Hamlet'in demek istediğini anladım."
- Offret (1986)
Modern insanın mutsuzluğunu, ruhsal çöküşünü temsil eden karmaşık figürlerden biri olan Alexander'ın, film boyunca uzun uzun konuşmuş olmasına rağmen yine de analiz edilmesi güç bir karakter olduğunu düşünüyorum. Filmin başında devamlı dilsiz olan oğluyla konuşur; medeniyetin ne kadar yozlaştığından, nasıl dengesiz köleler hâline geldiğimizden bahseder. Bu sosyolojik okumalar hiçbir şeyi değiştiremez bu sebeple Alexander modern insanın sürekli konuştuğunu ama en nihayetinde hiçbir şey söylemediğini savunur.

"insan hep başkalarına karşı savundu kendini. başka insanlara, doğaya karşı. durmadan doğaya karşı güç kullandı. sonuç: güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil. "
- Offret 1986
Alexander bu teknik ilerlemenin; insanın ruhunu, sezgisini ve inancını yavaş yavaş öldürdüğüne inanır, insanlığın yozlaşmasının, ruhun kurumasının müsebbibi olarak görür.
Tarkovsky'ye göre inanç ve sanat olmadan insan, ruhen ölüdür. Gerçek mutluluk ancak bir tür teslimiyet ile mümkündür. Yüce olana bağlılık, teslimiyet ve devamında bazı hazlardan fedakarlık... Kurban...
Yani filmin devamında yer alan kurban sahneleri ile Alexander üzerinden bize şu anlatılıyor: insanın fedakarlığı mantıklı bir eylem gibi görünmese bile metafiziksel bir zorunluluktur.
"Her hediye fedakarlık gerektirir."
- [Offret (1986)]
Filmin asıl kırılma noktası, Alexander’ın doğum gününü kutladıkları anda gelir. Her şeyin sakin göründüğü o dakikalarda, televizyondan gelen haberle: dünyanın herhangi bir bölgesine atom bombası yerleştirildiğini ve bu bombanın her an patlayabileceğini; yeri ve patlama zamanının bilinmediğini öğreniriz.

Spiker, soğukkanlı bir sesle "nükleer bir çatışmanın başladığını" ve "topyekün dünyanın imhasının eşiğinde olunduğunu" ekler ve birazdan elektriklerin kesileceğini, herkesin olduğu yerde kalması gerektiğini panik yapılmamasını bildirir.
"Şu an aramızdaki en büyük düşman paniktir. Panik duygusu bulaşıcıdır. Sağduyunun kendisini dizginlemesine izin vermez."
- [Offret (1986)]
Bu haber üzerine Alexander’ın karısı Adelaide sinir krizi geçirirken Alexander ise tamamen sessizliğe bürünür. Alexander'ın karısının kriz geçirme şekli bir kadının "doğum" eylemine benzer kurgulanmıştır. Bu benzerlik filmin bilinçli tercihlerinden biridir.

Ölümün gerçekliği, ölüm kavramının varlığı ve her an olabileceği bilinci eski dünyanın can çekişirken yeni bir manevi gerçekliğin olduğu dünyanın sancılı doğuşunu sembolize eder. Nasıl ki fiziksel doğum büyük bir acı ile geliyorsa, ruhsal bir uyanış da benzeri bir sancı anından doğar. Böylece biz de bu haber alındıktan sonra Adelaide'ın sinir krizinden sancı çekişlerini dinlerken Alexander'ın köşesine çekilip ruhsal bir doğuma hazırlandığını izlemeye başlarız.
"Bir seviniyoruz, bir üzülüyoruz. Umutlanıyoruz, bir şeyler bekliyoruz. Umutlanıyoruz, umudumuzu yitiriyoruz. Ölüme yaklaşıyoruz. En sonunda da ölüyoruz."
- Offret 1986
Alexander’ın penceresinden baktığımızda, insanlığı kıyametin eşiğine getiren asıl fail; ruhsuz mantık.
Yani teknolojiye, bilime ve stratejiye olan körü körüne bağlılığımız.
Filmde nükleer bir saldırıyla sembolize edilen o kıyamet/ölüm korkusu, aslında bu aşırı rasyonel dünyanın kaçınılmaz sonu gibi karşımıza çıkıyor. Yokuş aşağı yok oluşumuza yuvarlanıyoruz. Dünyanın fiziksel olarak yok edilmesinden önce zaten ruhsal olarak çürümekte olduğumuzu görüyoruz.
Alexander inançsızdır, doğum gününü kutlamaya gelen Postacı Otto ile konuşurlarken Otto, Alexander'a tanrı ile olan ilişkisini sorunca şöyle der:
"Tanrı ile maalesef bir ilişkim yok."

Alexander nükleer felaket haberiyle beraber "tanrı var mı, yok mu..." üzerine düşünmeden ilkel bir teslimiyete geçer. Aklının zayıf olduğu yerde diz çöker, yalvarmaya başlar. Böylece filme ismini de veren o kurban akdi duası başlar. Bu durumdan kurtarılması halinde sahip olduğu her şeyden; evinden, oğlundan, sağlığından vazgeçeceğini ve artık konuşmayacağını akit olarak verir.
"Tanrım seni bir an bile düşünmeyenleri de esirge. Çünkü onlar acının ne olduğunu hiçbir zaman bilmediler. Şimdi de bütün hayatlarını, umutlarını ve geleceklerini kaybettiler. Sana teslim olma fırsatını kaçırdılar."
- [Offret (1986)]

Offret filminde işlenen Fedakarlık: bozulmuş, ruhunu kaybetmiş ve maddiyatın karanlığına gömülmüş günümüz dünyasını onarmanın tek yoludur. Küçük resme bakıldığında "Fedakarlık" rasyonel değildir ancak rasyonalite de o resmin bütünü değildir.
"Gerçek nedir? Bir hamam böceği tabağın etrafında döner durur. Zannettiği ise düz gittiğidir."
- [Offret (1986)]
Fedakarlıklar, kurbanlar, bu tür vazgeçişler; insanın yaratıcısına sunduğu saf aşk eylemidir. Eğer verdiğin şey seni eksiltmiyorsa, o bir kurban değildir. Gerçek fedakarlık, canını acıtan, seni eksilten ve değiştiren şeydir. Hazzın fedakarlığı...
Alexander’ın hediyesi, insanlığa bağışladığı evi, oğlu, kelimeleri aslında bütünüyle kendi hayatıdır.
Tarkovsky aslında Kurban filmi ile insanlık tarihinin iman imtihanı olan Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail kıssasını modern dünyaya uyarlıyordu.
Alexander ve oğlu "Küçük Adam" arasındaki ilişki, bu kıssanın 20. yüzyıldaki izdüşümüdür. Allah Hz. İbrahim’den sahip olduğu en değerli şeyi, yaşlılığında ona bahşedilen mucizevi oğlunu istemektedir. Alexander için de Küçük Adam, hayat ile kurduğu tek bağdır.
Hz. İbrahim kurban eylemi için bir dağa çıkar. Bu dağ İncil ve Tevrat'ta Moriah Dağı olarak geçer. Alexander ve oğlunun diktiği ağaç, onların "Moriah Dağı"dır. Filmin belki de en ikonikleşmiş görüntüsü, Alexander ve oğlunun sahil kenarına diktiği o kurumuş ağaçtır. Bu ağaç, filmin felsefesinin özetidir de denilebilir.

"Gel ve bana yardım et, oğlum! Bir zamanlar, çok uzun yıllar önce bir Ortodoks manastırında yaşlı bir keşiş yaşarmış. Adamın adı, Pamve’ymiş. Bir ağacın yamacına kuru bir ağaç dikmiş. Aynı bunun gibi. Genç bir öğrencisi varmış. Öğrencisinin adı Kolov’muş. Ona bu ağaç canlanıncaya kadar her gün buraya gelip sulayacaksın demiş… Kolov, her sabah erkenden bir kovaya su doldurup manastırdan çıkarmış. Dağa tırmanır ve suyu kurumuş ağacın dibine dökermiş. Akşam olup karanlık çökünce de manastıra geri dönermiş. Bu üç yıl sürmüş. Günün birinde yine dağa tırmanmış ve ne görsün koca ağacın her yanında çiçek açıyormuş. Ne dersen de, bir yöntemin, bir sistemin kendine göre meziyetleri vardır. Bazen kendi kendime şöyle derim: Eğer biz de her gün tam aynı saatte bir ayin yapar gibi belirli bir davranışı hiç değiştirmeden sistemli olarak yinelersek dünya çok farklı olur. Bir şeyler değişirdi. Değişmesi gerekirdi. "
- [Offret (1986)]
Filmin başında ve sonunda gördüğümüz o ağaç, inancın filizlendiği yeri anlatır. Alexander'ın oğluna vasiyet olarak o ağacı sulama eylemini bırakması; Hz İbrahim'in nesline vasiyeti olarak inancı filizleme, kurumuş ağacı besleyerek yesertme görevi bıraktığını ifade eder. Hz. İbrahim’e kurban emri doğrudan Allah tarafından gelir. Alexander (yani modern insan) ise bu fedakarlık emrini kendi iç sesinden ve vicdanından duymalıdır.
Alexander’ın küçük oğlu, film boyunca son sahne dışında hiç konuşmaz (boğazından bir ameliyat geçirmiştir). Bu sessizlik, babasının fazla gevezeliğine karşı bir tezat oluşturur. Alexander sürekli konuşur, teoriler üretir ama bu sözlerin dünyayı kurtarmaya yetmediğini fark eder. Film sonunda bir "Sessizlik Yemini" eder ve susar.
"Kelime yaradır." - Offret
Alexander dünyayı kurtarmak için "Söz"ünü feda eder; buna karşılık film boyu susan "Küçük Adam", filmin sonunda ilk kez konuşur. Küçük Adam'ın ağacı sularken kurduğu o meşhur "Başlangıçta Söz vardı... Neden öyle baba?" cümlesi, babasının bu kurbanının meyve verip vermediğine cevap vermiş gibi olur.
Alexander sözü "öldürmüş", oğlu ise sözü "yeniden canlandırmıştır." Ama bu seferki söz kısır gevezelikler etmekten ziyade; inancın ağacı sulayan, hayat veren bir sözüdür. Çocuk son sahnede ağacı sulayarak babasının miras bıraktığı inanç ritüelini devralmış olur.
Kierkegaard, Korku ve Titreme kitabında Hz. İbrahim’in kurban yolculuğuna odaklanır. Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmeye giderken kimseye tam olarak ne yapacağını anlatamaz; çünkü bu fedakarlık mantık dışıdır. Metafiziksel bir zorunluluk, bir aşk eylemidir. Alexander’ın filmin sonunda ettiği "sessizlik yemini", tam olarak bu rasyonalite dışı inanç alanını temsil eder. O mantıklı bulsa da bulmasa da sadece teslim olmuştur ve eğer yaptıklarını rasyonel bir dille açıklamaya çalışırsa bir delilik gibi görünecektir.
Tarkovsky bu sahneyi tek bir kesintisiz çekimle (long take) verir. 6-15 dakika boyunca tek bir açıdan evin yanışını izleriz.

Ev yanarken Alexander’ın ailesinden kaçışı, çamura düşüşü, ambulansın gelişi... Hepsini tek bir akış içinde üst üste izleriz. Bu sahneleri sonuna kadar izlemek bizi o kurbanın kesilme anını izlemeye hapseder de sanki bize kaçacak yer bırakmaz. Kesintisiz süren bu sekansla yönetmen, bizi o kurban eyleminin tüm ağırlığını hissetmeye zorlar.
(Ayrıca bu sahnenin ilk çekimi sırasında kameranın azizliğine uğrayan Tarkovsky, evi iki hafta içinde baştan inşa ettirerek tekrar yakmak zorunda kalmıştır. Bu olay, filmin felsefesiyle örtüşen metaforik 'Kurban' temasına uygun bir adak niteliğinde de yorumlanabilir.)
kaynakça
Søren Kierkegaard : Korku ve Titreme kitabı
https://www.imdb.com/title/tt0091670/mediaindex/?ref_=mv_close
https://youtu.be/Ug6w0jgYZE8?si=PbWUaQTMM0xJ0SeZ